|
Göz Ağrısı
Göz
ağrısının nedenleri çeşitlidir. Az ışıkta çalışmak sonucu gözlerin
yorulması, gözdeki herhangi bir kısmın iltihaplanmış olması, göze yabancı
bir cisim kaçmış olması, sinüzit, yarım başağrısı, grip, nezle ve ateşli
hastalıklar göz ağrısına neden olabilir. Önce hastalığın nedenini tespit
etmek gerekir.
GÖRME DEĞERLENDİRMESİ
Görme değerlendirmesi göz muayene ve check-up'larının vazgeçilmez bir
bölümünü oluşturur. Görme düzeyi sonraki yapılacak değerlendirmeler
açısından önemli bir yer tutar. İnsanlar karşılaştırma şansına sahip
olmadıkları takdirde dünyayı algıladıkları gibi zannederler ve
kapasitelerinin boyutunu tasavvur edemezler. Normal gördüğünü zanneden
pekçok kimse arkadaşlarının görebildiği şeyleri göremediği zaman derhal
doktora müracaat eder.
Görme azlığı göz hastalıklarının meydana getirdiği şikayetler arasında ilk
sırayı tutar. Muayenelerde özel büyüklükteki harflerle görme test edilir.
On sıradan oluşan bu harflerden en az dokuz sırayı bilenler normal görmeye
sahip olarak kabul edilir. Okullarda yapılan görme muayeneleri en basit
düzeydeki check-up'a bir örnek olarak gösterilebilir. Bu şekilde eksik
gördüğü tespit edilen çocuklar daha ileri muayeneye sevk edilerek
tedavilerinin yapılması sağlanır.
Çok
küçük çocuklarda görme muayenesi ayrı bir öneme sahiptir. 3 yaşın altındaki
çocuklarda görme durumunun değerlendirilmesi için belli başlı testler
mevcuttur. Ayrıca diğer yapılacak muayeneler de görme konusunda belli bir
fikir verir. 3 yaşından büyük çocuklar genellikle E harfinin yönü
öğretilerek görme muayenesine alınabilir. İleri düzeydeki görme
bozuklukları anne-babanın da farkedebileceği bulgular meydana getirir. Orta
düzeydeki görme bozuklukları ise yıllarca farkedilmeden kalabildiği gibi
sebep olan hastalığın durumuna göre de ilerleme yapabilir.
GÖZ NUMARASININ BELİRLENMESİ
Az görmenin önemli nedenlerinden biri gözlerde miyop, hipermetrop veya
astigmatizma gibi bir kusurun bulunuşudur. Bu kusurlar çoğunlukla iki gözde
mevcut olur. Bazen bir göz normal diğeri kusurlu olur, bazen de iki gözde
farklı kusurlar bulunabilir.
Kırılma kusurları yaşa göre farklı dağılım gösterir. Çocuklarda ve küçük
yaşlarda hipermetropi ön planda iken ileri yaşlarda miyop ve astigmatizma
sıklığı artar. 40 yaşından sonra ise presbiyopi dediğimiz ve hipermetrop
gibi tashihi yapılan yakın görme bozukluğu meydana gelir.
Kusurların farklı yaşlardaki tashih ve tedavisi de farklılık gösterir.
Örneğin okula başlamadan önceki dönemlerde görülen kusurlar çok yüksek
olmadığı ve iki göz arasında fazla fark olmadığı sürece tedavi edilmezler.
Numara çok yüksek olduğunda veya iki göz arasındaki fark fazla olduğunda
ileri yaşlarda tedavisi mümkün olmayan göz tembelliğinin ortaya çıkmasının
engellenmesi amacıyla tedavi yapılır. Böyle durumlarda gözlük veya kontakt
lens kullandırılabildiği gibi bazen cerrahi veya lazer tedavilerine de
müracaat etmek gerekebilir.
Okul döneminde hipermetropi azalır, miyopi artarken astigmatizmada çok az
değişiklik meydana gelir. Değişikliklerin tespiti için çocukların en az
yılda bir defa kontrolden geçirilmeleri gerekir. Uygun olmayan gözlük veya
kontakt lensler çocukların performansını etkiler.
İleri yaşlardaki göz kusurları yüksek numaralarda görme bozukluğuna yol
açarken düşük numaralarda görme bozukluğu yanısıra başağrısı, göz ağrısı,
gözde yorgunluk gibi şikayetlere de neden olurlar.
Bazen normal muayene sonrası da hastaların şikayetleri devam edebilir. Bu
durumda gözlüğün kontrolü gerekir. Herşeyin yolunda görünmesine rağmen
gizli bir kusur veya spazm gibi durumlar da bunun nedeni olabilir.
Unutulmaması gereken bir nokta da her hastaya her yöntemin aynı başarıyla
uygulanamayacağıdır. Yapılan değerlendirmeler sadece kusurun tespitine
yönelik olmamalı, aynı zamanda kişi için ideal seçeneğin gözlük mü, kontakt
lens mi, ameliyat mı yoksa lazer mi olduğunu da belirlemelidir.
GÖZİÇİ BASINÇ (GÖZ TANSİYONU) ÖLÇÜMÜ
Hastaların önemli bir kısmı göz tansiyonunun belirtilerini merak eder.
Diğer taraftan oldukça fazla sayıda kişi başı veya gözü ağrıdığında göz
tansiyonunun yükseldiğini zanneder. Kişinin göz tansiyonunun belirtilerini
öğrenmek istemesi veya başı ve gözü ağrıdığında göz tansiyonundan
şüphelenmesi yanlış şeyler değildir. Gerçekten göz tansiyonu baş ağrısı,
göz ağrısı, gözde kızarıklık, görme bulanıklığı, ışığı karşı hassasiyet ve
mide bulantısı gibi şikayetler meydana getirir. Ancak bu şikayetlerin
meydana geldiği göz tansiyonu hasta sayısı toplam sayı içinde çok az bir
yeri işgal eder.
Göz
tansiyonunun normal değeri 10-21 mmHg arasındadır. Bu değerler 35-40
mmHg'yı geçmedikçe kolay kolay bulgu vermezler. Göz tansiyonu yüksekliğinin
meydana getirdiği glokom isimli hastalık çoğunlukla sinsi seyreder ve hasta
ancak merkezi görmesi etkilendiğinde bunun farkına varabilir. Bu ana kadar
kaybedilen çevresel görme maalesef bundan sonra geri kazandırılamaz.
Öncelikle herkesin bu hastalık yönünden dikkatli olması ve düzenli
kontrolden geçmesi gerekir. Fakat bazı kişiler normal topluma göre daha
yüksek risk altındadırlar:
45 yaşını geçenler,
Akrabalarında glokom bulunanlar,
GİB anormal şekilde yüksek seyredenler,
Şeker hastalığı,
Yüksek miyopi,
Uzun süreli kortizon kullanımı,
Göz yaralanması,
Yüksek kan basıncı,
Şiddetli kansızlık ve şok geçirilmiş olması.
Bu risk grubunda olanların daha titiz davranmaları gerekir.
MİKROSKOBİK MUAYENE
Mikroskobik muayenede ek bir araç kullanılmıyorsa gözün ön kısmındaki
kapaklar, kirpikler, konjunktiva, kornea, sklera, iris, göz bebeği, lens ve
vitreus gibi yapıların değerlendirmesi yapılır. Bu yapıların hastalık veya
bozuklukları genellikle bazı şikayetler meydana getirir. Bu şikayetleri
bazı kişiler fazlaca değer verirken bazıları da önemsemez. Gerçekten gözde
hiçbir sorun yokken kişinin bünyesine ait faktörler ve çevreye ait
faktörler nedeniyle bazı şikayetler meydana gelebilir. Ancak aynı
şikayetleri gözde bulunan bir hastalık da meydana getirebilir.
Örneğin gözde yanma ve batma hissi uzun süreli ve yoğun bir çalışmanın
ardından meydana gelebilir. Ama aynı şikayetler göz kuruluğu, göz kapağı
iltihabı, göz yüzeyinin iltihabi durumları, göze yabancı cisim kaçması gibi
durumlarda da meydana gelebilir. Heriki durumda da dinlenmekle bir miktar
rahatlanma sağlanır. Ancak şikayetler bir hastalığa bağlı ise giderek artış
gösterir.
Kısacası gözdeki şikayet ne olursa olsun önemsiz görülmemelidir. Erken
müdahale ile ileride meydana gelebilecek sorunlardan korunmak mümkündür.
GÖZYAŞI TESTLERİ
İnsanın gözyaşı 3 katmandan oluşur. Bunlar dıştan içe doğru yağ, su ve
musin katmanlarıdır. Bu katmanların herbiri ayrı ayrı hücre veya bezlerden
salgılanır. Gözyaşı gözümüze kayganlık vererek rahat hareket etmesini
sağlar, gözümüzü mikroplara karşı korur, gözün önündeki belli hücrelerin
beslenmesine katkıda bulunur ve en önemlisi cisimleri net olarak görmemizi
sağlar. Gözyaşındaki herhangi bir bozukluk yanma, batma, kaşıntı, kuruluk,
kızarıklık ve bulanık görme gibi şikayetler meydana getirir.
Gözyaşı bozuklukları kendi başlarına bir salgı bozukluğu olabildiği gibi
bazen göz yüzeyi ve çevresini tutan hastalıkların meydana getirdiği
düzensizlik şeklinde de olabilir. Klinikte gözyaşı incelemeleri
biyomikroskop yardımıyla yapılır. Ayrıca Schirmer kağıdı denilen özel
kağıtlarla gözyaşı yeterliliği tespit edilebilir.
Gözyaşı eksiklik veya düzensizliklerinin erken tedavisi ileride meydana
gelebilecek olan göz yüzeyi düzensizlikleri, kornea ödemi ve sonuçta görme
kaybı gibi şikayetlerin en aza indirilmesine yardımcı olur.
GÖZYAŞI KANALININ TEST EDİLMESİ
Göz sulanması da toplumda sık rastlanan bir şikayettir. Gözde sulanma yapan
nedenin ne olduğunun ortaya çıkarılması gerekir. Göz enfeksiyonları,
yabancı cisimler, allerjiler, pinguekula ve pterjium denilen et büyümeleri
ve çevresel faktörler gözde sulanma meydana getirebilir. Bebeklerde göz
sulanması yapan önemli bir hastalık göz tansiyonu yüksekliği yani
glokomdur.
Gözde sulanma olan hastanın bu gibi durumlara yönelik değerlendirmesinin
yapılması gerekir. Ancak gözyaşı kanalı test edilmezse muayene eksik kalmış
demektir. İnsanın gözyaşı salgı bezlerinden salındıktan sonra göz yüzeyini
ıslatarak burun kökündeki pınarcık denilen bölüme gelir ve oradaki iki adet
delikten ince kanallar vasıtasıyla buruna aktarılır. Bu sistemin
incelenmesinde bazı özel boyalar kullanılabilir ya da film çektirilebilir.
Ama en pratik olan ve kliniklerde en çok kullanılan yöntem ince bir kanül
ile sıvı verilerek kanalın açık mı yoksa kapalı mı olduğuna bakılmasıdır.
GÖZ
HAREKETLERİNİN İNCELENMESİ
Göz hareketlerinin incelenmesi özellikle bebek ve çocuklara yönelik check-up'larda
daha fazla önem taşır. Çocuklarda mevcut olan şaşılık veya diğer göz
hareket bozuklukları kolayca yakınlarının gözünden kaçabildiği gibi bazen
de herhangi bir anormallik olmadığı halde çocuğun gözünde bir kayma
olduğundan şüphelenilebilir. Çocuğun gözünde bir kayma mı, yalancı bir
şaşılık mı olduğuna yoksa normal mi olduğuna objektif testlerle karar
verilmelidir.
Şaşılık muayenelerinde açma-kapama testleri, prizma testleri, özel
lenslerle muayene, sinoptofor veya Hess perdesi gibi değişik yöntemler
kullanılır.
Şaşılığın riskleri konusunda en çok korkulacak konu göz tembelliği
geliştirmesidir. Bazen ileri derecedeki kaymalar herhangi bir göz
tembelliği meydana getirmezken bazen de gözden kaçabilecek düzeydeki basit
bir kayma görmeyi bozabilir. Göz tembelliği ancak erken yaşlarda tedavi
edildiği takdirde iyi sonuç alınabilir.
Gözdeki kaymalar çoğunlukla kasların çalışmasındaki bir dengesizlikten
meydana gelir. Hastaların bir kısmında ise göz görmediği için kayar.
Görmeyi bozan faktör bir doğumsal anomali, bir katarakt, bir glokom, bir
tümör veya göz siniriyle ilgili bir hastalık olabilir. Kaymaya neden olan
faktörün erken tespiti görmenin kazandırılması ve kaymanın tedavisinde
yardımcı olduğu gibi bazen hayati önem bile taşıyabilir.
SİNİR TABAKASI VE GÖZ SİNİRİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Sinir tabakası ve göz siniri hastanın şikayetleriyle ilişkili olmadıkça
detaylı bir incelemeye tabi tutulmayabilir. Ancak bazı sinsi hastalıklar ve
risk faktörleri bu bölümlerin detaylı incelenmesiyle tespit edilebilir.
Örneğin belirti vermeyen bir sinir tabakası yırtığı ilerleyerek dekolman
denilen duruma dönüşüp görme kaybına neden olabilir. Bu hastalık yönünden
risk taşıyan insanlar vardır. Bunlar yüksek miyop ve miyop astigmatlar,
yakınlarında böyle bir hastalık geçirmiş olanlar, darbeli sporlar yapanlar,
göz yaralanması geçirmiş olanlar, göz ameliyatı geçirmiş olanlar, diğer
gözünden böyle bir hastalık geçirmiş olanlardır. Bir diğer risk grubu sinir
tabakasının çevresel kısımlarında dejenerasyon denilen bozuklukları
olanlardır. Bu bozukluk ilgili bölümlerin özel muayene yöntemleri ile
incelenmesi sonucunda ortaya çıkarılabilir.
Bazen göz sinirinin muayenesi tedavi yönünden önem arzeden glokom
hastalığını ortaya çıkarabilir. Yüksek seyreden göziçi basıncı göz
sinirinin başında çukurluk oluşturarak görme kaybı meydana getirir. Göziçi
basınç ölçümleri ile glokom hastalığı çoğunlukla tespit edilir. Bazı glokom
hastalarında ise göziçi basıncının normal sınırlar içinde olmasına rağmen
göz sinirinde hasar mevcuttur. Bu kişilere normal veya düşük tansiyonlu
glokom hastası denir.
Göz önünde sinekler uçuşması, çizgiler görünmesi, noktalar görünmesi,
nesnelerin farklı renk ve şekillerde görünmesi, düz bir zeminde bazı
cisimlerin görünmesi, gözde şimşek çakmaları, göz önünde kurum yağması,
perde inmesi gibi şikayetler yaygın görülen ancak az önemsenen
şikayetlerdir. Bu şikayetlerin tedavi gerektirmeyen basit durumlara bağlı
olması olasılığı çok yüksektir. Ancak tedavi gerektiren bir durum varsa bu
ciddi bir durumdur ve derhal tedavisi gerekir.
KORNEA EĞRİLİKLERİNİN BELİRLENMESİ VE KORNEA HARİTASI
Bazı hastalar görme bozukluğu nedeniyle muayeneye gider, doktorun titiz
gayretlerine rağmen verilen gözlük veya başka tedavi aracından memnun
kalmaz. Normal muayene çerçevesinde korneaya ait bazı düzensizlikler ve
hastalıklar tespit edilemeyebilir. Bunların başında düzensiz astigmatizma
ve keratokonus gelir. Bu bozuklukların tespiti hastanın tedavi ve
rehabilitasyonunda farklılık meydana getirir.
Keratometre denilen cihazla kornea eğriliğinin ölçümü ya da daha ileri bir
yöntem olarak korneal topografi cihazıyla korneanın kırıcılık haritasının
çıkarılması böyle durumları ortaya çıkarır. Kontakt lens kullanmak veya
lazerle gözlerini tedavi ettirmek isteyenlerin de bu incelemelerden
geçmesinde fayda vardır.
KORNEA KALINLIĞININ BELİRLENMESİ
Kornea kalınlığının belirlenmesi klinikte en çok lazerle gözlükten
kurtulmak isteyenler açısından önem arzeder. Bunun dışında tanısal amaçlı
olarak da kornea kalınlığının ölçümü yapılabilir.
Check-up'ta kornea kalınlığının ölçümü en çok göziçi basıncı yüksekliği
olanlarda mana ifade eder. Göziçi basınç yüksekliği herhangi bir görme
bozukluğu meydana getirmiyorsa, görme alanında bozukluk yapmıyorsa, göz
sinirinde hasar meydana getirmiyorsa glokom hastalığı var dememiz zorlaşır.
Bu durumdaki hastalar yakın takibe alınır ya da bazı doktorlar tedavi
vermeyi uygun görürler. Glokom hastalığı olmadığı halde böyle bir tedavinin
başlanması hastaya hem ekonomik külfet hem de psikolojik sıkıntı getirir.
Son zamanlarda yapılan çalışmalarda kornea kalınlığının fazla olduğu
kişilerde göziçi basıncının yüksek ölçülebildiği vurgulanmaktadır. Kornea
kalınlık ölçümü şüpheli hastalarda glokom tanısından uzaklaştırabileceği
gibi önceden yanlış glokom tanısı almış kişilerin de ortaya çıkarılmasını
sağlar.
GÖZ
YAPILARININ ÖLÇÜMÜ
Normal cetveller kullanılarak gözün ön kısmından görülen kapaklar, kapak
aralığı, kornea genişlik ve yüksekliği, iki göz arasındaki mesafe gibi
ölçümler yapılabilir. Hertel ek-zoftalmometre denilen özel bir aletle gözün
öne doğru çıkkınlığı ölçülebilir. Ultrason dalgalarıyla da gözün ön-arka
uzunluğu, lensin kalınlığı ve ön kamara derinliği gibi ölçümler
gerçekleştirilebilir.
Bu
ölçümler ile göz kapaklarının normal pozisyonda olup olmadığı, kapaklarda
herhangi bir düşüklük olup olmadığı, korneanın normal boyutta olup
olmadığı, gözlerin ileri doğru çıkkınlığının normal olup olmadığı ve göz
içine ait ölçümlerin normal olup olmadığı anlaşılabilir.
Bu
kriterlerin herbirinin belli hastalıkların tanısında ve klinik
uygulamalarda yeri vardır.
RENK GÖRMENİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Renk görme muayenesi İshihara denilen ve renkli noktalardan oluşan
harflerin okutulduğu bir kitap ile yapılır. Daha ileri renk görme testleri
olduğu gibi renk yumakları tarzında basit testler de mevcuttur.
Renk görme bozukluğu ya da renk körlüğü sık görülen bir durum olup
anne-babadan çocuklarına geçiş gösterir. Bu bozukluk yönünden kız çocukları
çoğunlukla taşıyıcı olarak kaldıkları için erkeklerde daha sık görülür.
Renk görme muayenesi de bazı hastalıkların tanı ve tedavisinde kullanılır.
Ancak en büyük önemi ileride muvazzaf asker, pilot, güvenlik görevlisi veya
polis olmak isteyenlerde belirir. Ayrıca sürücü belgesi alabilmek için de
renk körlüğünün olmaması gerekir. Önceden belirlenecek renk körlüğü
çocuklarımıza yön verme konusunda bize yardım olacak, beklentilerimizi ona
göre ayarlayacak ve sahip olamayacağımız fırsatların kapısına vardığımızda
böyle bir kusurun tespiti ile daha fazla hayal kırıklığına uğramaktan
kendimizi muhafaza etmiş olacağız.
GENİŞ KAPSAMLI CHECK-UP
Geniş kapsamlı check-up denilince gözle ilgili bilgi verebilecek pekçok
tetkik dahil edilebilir. Ancak bu kapsamda kısaca bahsedeceğimiz bu
tetkikler gerek külfetli olması, gerekse bazı yan tesirlerinin bulunması
nedeniyle doktorun lüzum görmesi halinde teklif edilir ve hasta da isterse
yapılabilir.
Göz
ultrasonografisi muayeneye rağmen gözün arka kısmının görülemediği veya göz
küresi çevresindeki dokuların değerlendirilmesi gerektiği durumlarda
kullanılır. Bazen gözün arka kısmında görülen bir kitlenin de ultrasonla
değerlendirmesi yapılabilir.
Görme olayı gözle başlar ve başımızın tam arkasında bulunan beyin kısmının
görüntüyü algılaması ile sona erer. Ayrıca değişik refleksler ve göz
hareketleri beynimizin belli bölümlerince kontrol edilir. Bu sistemlerle
ilgili gerek gördüğümüz gerekse göremediğimiz bölümlerin değerlendirilmesi
açısından klasik röntgen filmleri, bilgisayarlı tomografi, manyetik
rezonans görüntüleme, karotid arter ultrasonografisi ve ilaçlı tetkikleri
yaptırabiliriz.
Gözün sinir ve damar tabakasının hastalıklarının tanısının konulmasında
koldan ilaç verilerek çektirilen fundus floresein anjiografi ve indosyanin
yeşili anjiografi gibi tetkikler yaptırılabilir.
Sinir tabakası ve görme sinirinin değerlendirilmesi için çok ileri
yöntemler kullanılabilir.
Görme alanı tetkiki yaptırılarak glokom ve görme yollarının hastalıkları
konusunda fikir sahibi olunabilir.
Teknolojik gelişmeler hergün yeni yeni imkanlar sunmakta ve hastalıkların
tanısı daha da kolaylaşmaktadır. Geri dönüşü olmayan bir yola girilmeden
önce çocuklarımızı en azından 3 yaşından önce bir defa muayeneden
geçirelim. Daha ileri yaşlarda da yılda bir defa check-up amaçlı göz
muayenesini ihmal etmeyelim.
Şeker Hastalığı ve Göz Ağrısı
Glokom
Göz, ön ve arka segment olarak iki bölümden oluşur. Bu iki bölümü
birbirinden ayıran yapı lenstir. Ön segment de yine ön ve arka kamara
olarak iki bölümden oluşur. Bu iki bölümü ise iris dediğimiz gözün renkli
tabakası ayırır. Ön kamarayı önde kornea sınırlar. Bu bölüm aköz denilen
bir sıvı ile doludur. Aköz sıvısı lensin bağlantı noktalarının yakınındaki
silier cisimden salgılanır, lensin ön yüzeyinden akarak ön kamaraya gelir.
Burada lens ve korneanın beslenmesini sağlar. Ayrıca gözün şeklini
oluşturacak basıncı meydana getirir. Bu basınca göz içi basıncı (GİB)
denir. Görmenin korunması için bu basıncın belli sınırlar içinde korunması
şarttır.
İnsanların çoğunda GİB 14-16 mmHg civarındadır, 10-21 mmHg değerleri normal
kabul edilir, 22 ve üzerindeki değerler şüpheli veya anormaldir.
Silier cisimden salınan aköz sıvısı göz bebeğinden ön tarafa gelip iris ile
korneanın birleşim yerindeki açıda trabeküler ağ denilen yapıdan süzülür.
Devamlı bir döngüsü vardır. Bu döngü, göz bebeğinden geçiş esnasında ya da
trabeküler ağ ve sonrasında engellenecek olursa GİB yükselmeye başlar.
Artan basınç sağlam yapıya sahip gözü bir balon gibi patlatamaz. Bunun
yerine en zayıf noktası olan görme sinirinin göze giriş yerine basınç
yaparak sinir liflerini öldürür. Böylece kalıcı bir görme kaybı meydana
gelir. Bu nedenle erken tanı ve tedavi önemlidir.
Kimler glokom riski taşır?
Öncelikle herkesin bu hastalık yönünden dikkatli olması ve düzenli
kontrolden geçmesi gerekir. Fakat bazı kişiler normal topluma göre daha
yüksek risk altındadırlar:
-
40 yaşını
geçenler,
-
Akrabalarında glokom
bulunanlar,
-
GİB anormal şekilde yüksek
seyredenler,
-
Şeker hastalığı,
-
Yüksek miyopi,
-
Uzun süreli kortizon
kullanımı,
-
Göz yaralanması,
-
Yüksek kan basıncı,
-
Şiddetli kansızlık ve şok
geçirilmiş olması.
Baş
Ağrısı ve Göz
Uzun süreli gözlerin kullanımı her türlü baş
ağrısını artırır, fakat göz yorgunluğuna bağlı baş ağrısı ancak gözlerin
çok uzun süre kullanımından sonra ortaya çıkar. Baş ağrıları sıklıkla gözde
problem var gibi belirti verdiği için kronik baş ağrısı çeken kişiler bir
göz muayenesinden geçmeyi tercih ederler. Göz ağrılarının nadiren göz
hastalığı veya gözlüğe ihtiyaçtan kaynaklanmasına rağmen göz doktoru da baş
ağrısının sebebini bulma konusunda yardımcı olabilir.
Göz
hastalığı varsa tanısı konur ve göz doktorunuz tarafından tedavisi
planlanır. Baş ağrısının sık olmayan bir sebebi varsa daha ileri tetkik ve
uygun uzmana sevk gerekebilir.
Baş
ağrısı yaygın bir problem olduğu için, kronik ve tekrarlayan baş ağrısı
olduğunda detaylı bir muayeneden geçirilmeniz önerilir. Bazı olgularda göz
muayenesi olmak da gerekebilir. Baş ağrısı olduğunda glokomdan fazla
şüphelenilmez, çünkü ani yükselen göz içi basıncı daha çok gözde ağrı yapar |